Ben Hakan. 45 yaşındayım, İzmir'de yaşıyorum. Mesleğim genetik mühendisliği.

Yıllarca DNA dizilimleriyle çalıştım. Mutasyonları bir bakışta ayırt ederdim. Ama son iki yıldır aktif olarak çalışmıyorum. Laboratuvarların sessizliği yerini uzun sabahlara, soğuyan kahvelere bıraktı.

Akrep burcuyum. Derine bakmayı bilirim. Eskiden bu bakışı mikroskoba çevirirdim, şimdi hayata.

Bir gün Alsancak'ta bir sahafın önünde durdum. Rafın en altından, kapağı yıpranmış bir tarot destesi geçti elime. Kartları karıştırırken parmaklarımın titrediğini fark ettim. "Bilimsel değil," dedim içimden. Ama yine de kartları açtım.

Önce Ölüm kartı geldi. Korkmadım. Dönüşümü hatırlattı bana. Sonra Kule... Ardından Yıldız.

O an fark ettim: Belirsizliğin de bir düzeni var.

Genetikte bir mutasyon, yeni bir yaşam ihtimali demektir. Tarotta da kartlar, başka olasılıkların kapısını aralıyordu.

Eve döndüğümde kahvemi yaptım. Telveye baktım. Fincanın dibinde sarmal bir iz vardı. DNA'ya benziyordu.

Akrep refleksiyle derine indim: "Bitti sandığım bir şey, aslında evriliyor."

O gece kartları topladım, fincanı yıkadım. Bilimden vazgeçmedim. Sadece kaderin de bazen, laboratuvar dışında deneyler yaptığını kabul ettim.

Tarot benim için bir inanç değil. Bir ayna. Bir farkındalık aracı.

Soruyu soran kişi konuşur, kartlar cevap verir, ben sadece okurum.

Tarot Felsefem